19 Temmuz 2009 Pazar

Hayatın içinden

İzmirbüyükşehir belediyesinin kurduğu aletlerden birisi
üstte benim sevgili yegenim halasının kızı Ezgi yürüyüşünü yaparken sevimli dostlarada ilgi göstermeği ihmal etmiyo.
aşağıdada benim koşu yolum göztepe sahilyolu

Birazda hayattan kesitler olsun hep hüzün olacak değilya.Bir yıl sabırsızlıkla bekleyipte 23 günlük yıllık iznimin 19 gününü evde kös kös oturarak gecirdim kalan 4 günü hem ziyaret hemde tatil için gittiğim foçada gördümki benim fizik olarak bana huy olarak küçük halasına benzeyen sevimli yegenim Ezgi sabah erkenden kalkıyor yürüyüşe gidiyor oradan gelip sevimli halasının yaptığı tutsuz yemekler ve sağlıklı beslenme menüleriyle baya farkedilecek şekilde kiloları atmış
Kızcağıza hep derlerki Ezgi büyük halasına benziyo bende mutlu olurum tabi.
ee kızlar halaya benzer demi ama.
Bende İzmire döner dönmez başladım yürüyüşlere eskiden sahile akşamları iner çiğdem çıtlatırdık.
Şimdi sabah erken saatte eşortmanları giyip suyumuzuda alıp komşum iş arkadaşımla iniyoruz sahile önce yürüyüş sahil boyunca.
Dönüşte belediyenin parkta kurduğu 10 ayrı aletten oluşan kondisyon merkezlerinde başlıyoruz hareketlere her yaştan her kültürden insanlar çok ilgi gösteriyorlar sıra bile beklediğimiz oluyo saat sekizde koşa koşa eve gelip bir duş ardından işe ALLAH dan ev iş sahil birbirene yakın yani bir koşuşturmaca gidiyor bende bu arada kilolarda gitmeye başladı ne kadar oldugunu söylemeyeyim nazarlara gelirim birde:) aynı zamanda yine Büyükşehir Belediyesi tarafından görevlendirilen sertifikalı çalıştırıcılar eşliğinde aerobik seansları düzenleniyor.ama daha onlara katılamadım satleri bana uymuyo
işte canlarım inşallah devam edecem kilolar gidecek kolesrol düşecek durup düşünüp içli şiirler yazmak yok daha ben sahilden bir gemiye yükledip dertlerimi tasalarımı onlar bana el sallarken bede hoş geldin umut hoş geldin sağlıklı yaşam değip vurdum kendimi yollara.

15 Temmuz 2009 Çarşamba

ZAMAN

Kimseler anlamaz gönül dilimden
Deryalar içmişim ben yarin elinden
Yanar avuçlarım çeksem belinden
Yokluğunda cana siner mi zaman
Bir gün batımında senden giderim
Senli hayalleri azık ederim
Oyun oynar durur bana kaderim
Kırılan gülümü sarar mı zaman
Çıkmaza düşmüşse bu kulun yolu
Dinmez olur sancı acırsa solu
Sarmak istedikçe kırılır kolu
Divane gönlümü yorar mı zaman
Derdimi bilensin çare ararım
Allah’a ayandır çile sararım
Attığın ateşle hala yanarım
Acaba maziyi arar mı zaman
Bir dostum olsunda canımı alsın
Kıymetin bilmezsem bir pula saysın
Kemiğe sarılı yamalı çulsun
Serseri gönlümü kınar mı zaman
Bu gönül yastadır sesi duyulmaz
Ölmeden mezara insan konulmaz
Bu dert bende iken iflah olunmaz
Ak düşmüş saçımı tarar mı zaman

13 Temmuz 2009 Pazartesi

DÖNDÜM

Foça yolcusu döndü sultanlıkta bitti yarın iş başı
İzmir - Çanakkale yolunun 39 km’sinden sola sapıp 26 km. sonra Foça’ya ulaşılır. İzmir’den çıktıktan sonra Karşıyaka, Çiğli ve Menemen’i geçtikten biraz sonra sağda Elf Benzin İstasyonu’nu görünce sinyal verip, sol şeride yanaşabilirsiniz demektir. Işıklardan sola döndüğünüzde artık Foça yolundasınız.


Ben bu kadar kolay gitmedim tabiki 2 saatlik yolu 3,5 saatte bitirdik yol yapım çalışmaları yüzünden.


Gittim gördüm geldim şimdi sultanlık bitti .
Bu günde gidip yolculuğunu tamamlamaya 3 ayı kalmış minik zeynebimizin ihtiyaçlarını aldık beşik,hastane cıkışı ,şampuanları,minicik tulumlar ,zıbınlar, gamze'nin bir yanında kayınvalidesi bir yanında annesi keyfine diyecek yoktu.


Hem aldık hemde zeynebimizi içinde hayal edip sevdik ALLAH sağ salim doğmayı aldıklarımızı giymeği nasip etsin çok güzel keyifli bir alışverişti hiç kemeraltına gitmek bu kadar zevkli gelmemişti bize

Bunuda Malatyalarda deniz hasreti çeken canımın içi benim sadık can dostum için çektim çoluk çocuk kimsenin olmadığı bir yer bulup attık kendimizi serin sulara ben bu resimde yokum tabiki bizim aile efradı bende kenarda resim çekmekle meşkulüm.

9 Temmuz 2009 Perşembe

GEZELİM, GÖRELİM



Yıllık iznimin bitmesine 4 gün kaldı sultanlığım bitiyor nerdeyse evde gecirmekte güzeldi.Sizlere güzel İZMİR'in güzeliklerini tanıtmaya çalıştım boyozumuzu ikram ettik eeeeee şimdi İZMİR tamam da doğup büyüdüğüm AYDIN'na haksızlık yapmış olmayayım .Gelin canlarım AYDIN'da gezelim beraberce sizlere önce incir üzüm ikramıyla ağzınızı tatlandırayım.hadi gari aydına gidiverelim heb berba siz gezerken bende yarın foçaya gidecem 3 günlüğüne dönüşte bide focayı gezeriz.
İNCİR
Ülkemizde en çok Aydın ve İzmir de yetişen incirin çok fazla çeşitleri vardır.
İnsan vücuduna faydaları saymakla bitmez.

Bir kilogramda iki bin 900 kalori bulunan incir, E ve B vitaminlerinden çok zengin.
Kuru incir, içerdiği protein miktarı yönünden fakir, sentezinde kullanılan aminoasit çeşidi açısından zengindir, bu nedenle hücre gelişimini destekler. Ayrıca kuru incir, boğaz ağrısı bronşit ve öksürüğe de faydalıdır.

Yaşı kurusundan daha fazla tercihe şayan olan incir vücuda kuvvet verir. Anasonla beraber yenen incir hem kan yapar, hem de şişmanlatır. Bağırsak iltihabı olanlar inciri çok yemelidirler.

Yaş dalları kırıldığında akan sütümsü beyaz sıvı, nasır ve siğillere sürülür.
Sesiniz kısıldığında hemen bir inciri bir su bardağı kadar sütün içine koyup bir cezvede kaynatın. Ilık ılık bu şurubu için, çok yararını göreceksiniz.
İnciri sütle ya da sirkeyle eğer oda olmazsa yalnızca zeytinyağına batırıp yiyerek basur şikayetinizi ortadan kaldırabilirsiniz.

İnciri cevizle birlikte yerseniz hem vücudunuzu zehirlerden korur, hem de bronşite iyi gelerek öksürüğü keser. Nezle için de faydalıdır.
İncirin bünyesinde şeker, albüminli maddeler, organik asitler, pektin, provitamin, A, B1, B2, C vitaminleri, magnezyum, kükürt, fosfor ve unlu maddeler bulunur.
Pek çok sağlık sorununa karşı güç ve dayanıklılık kazandırır.

Ayrıca kış aylarında vücudun direncini arttırır,
İncirin kurutulmuşu çok değerli olup, iyi bir besin kaynağıdır. Balgam söktürücü, yumuşatıcı olarak kullanılır.

Bağırsak iltihabı olanlar inciri çok yemelidir.
Bağırsaklardan toksik maddelerin atılması kandaki kollestrol seviyesinin düşürülmesi gibi faydaları da vardır.
Vitamin ve mineral bakımından zengin bir gıdadır. Enerji verir.
AYDIN'NIN MEŞHUR ADNAN MENDERES CADDESİ VE KIRMIZI MİNARESİ
AYDIN YEMEKLERİ :ÇORBALAR ***** Tarhana çorbası-Kulak çorbaası.
YEMEKLER ***** Acılı güveç-patlıcan biber kızartma-Zeytin yağlı kırlı kızartma-Zeytin yağlı taze ve kuru börülce-Patlıcan kavurma-Sarmaşık ve Kedirgen kavurma-Yaprak sarma-Etli nohut yahnisi-Nohutlu kereviz-Etli enginar-Arap saçı-Ciğer sote-İmam bayıldı-Keşkek-Tandır kebabı-Yuvarlama(sıkma)-Paşa böreği-Cilav(ayran böreği)-Ev makarnası-Ekmek dolması-Bumbar(kumbar dolması)-Sura dolması-Yavru kavurma(Biber aşı)-Dalgan döndürmesi(Isırgan otu döndürme)..
SALATALAR ***** Patlıcan-Biber teretoru(Turşusu),Börülce teretoru,turpotu salatası,semizotu salatası,çingene pilavı...
TATLILAR ***** Helva-İrmik Helvası-Zerde-Muhallebi-Sütlaç_Aşure-Lokma..

inşALLAH bu yemeklerin tariflerin,de ilerleyen zamanlarda veririm...
Geleneksel halde yapılan deve güreşleri tehlikeden uzak bir ortamda izlenebilmesi için yeni güreş alanı düzenlemiş. Dağlık alanı teraslayarak doğal tribünler yapılmış. Güreş alanının etrafını da istinat duvarıyla çevirince tehlikeden uzak bir ortamda misafirler güreşleri izlelerler. bahar aylarında güreşler düzenleniyor. güreşler bahardan kalma bir havada gerçekleşince biryandan davul-zurna sesleri, biryandan da ızgara dumanları güreş alanını tam bir piknik alanına çeviriyor . Deve güreşlerine her zaman olduğu gibi bayanların da ilgisi oldukça yoğundur
(Bende bir deveci kızıyım bunuda belirtmek istedim)
AYDIN EFESİDavul sesi yeri göğü inletir Ayak kırılır diz vurulur Kollar havada başlar dik Bakışlar desen nasılda bakar Efelerdir böyle döner ortada Elde tüfek başında fesi Ayağında çizme Poturdur donu Bakışı kartal gibi Doğrudur sözü Efedir adı Aydın efesi

( DEVECİ KIZI,EFE TORUNUYUM )


Başefeliğe adaylığını açıklayan Aydın'ın dağ köylerinden Ambarcıklı Ayşe Tülü, erkek efelerin bayan olduğu gerekçesi ile kendisinin adaylığına karşı çıkmasına tepki gösterdi. Çifte silahla dolaşan 70 yaşındaki Ayşe nine, köyünde atış talimleri yapıyor. Daha önceki yıllarda Aydın İstasyon Meydanı'na dikilen Yörük Ali Efe'nin bıyıksız heykeli de 'Bıyıksız Efe mi olur' tepkisi nedeniyle kaldırılıp yerine yenisi dikilmişti. Ege ve Akdeniz Bölgesi Yörük Ali Efe ve Efeler Şenliği öncesinde baş efe olabilmek için adaylığını açıklayan 70 yaşındaki Ayşe Tülü, kadınlardan da baş efe olabileceğini belirterek "İmam Köylü Emir Ayşe Efe de bir kadındı. Düşmana karşı çok iyi görev yaptı" dedi. Milli günlerde elindeki bayrağı ve şalvarında sakladığı tabancası ile Aydın'ın simgesi haline gelen Ayşe Tülü, "Silahlarla aram çok iyi. Bugün beni silah altına laıp askere gönderseler seve seve giderim. Bu benim içimden gelen bir duygu" dedi. Ayşe Tülü, baş efelik yarışmalarında çifte silahı ile erkeklere meydan okuyor.(Yeni Şafak)

Bayraklı ayşe nine diye bilinen memleketinin anası bayrağına vatanına geçmişine bağlı
köyümün kadını

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Boyoz gevriyeekkk sıcak sıcakkkkk

Boyoz, İzmir'e özgüdür diye biliyorum .Boyoz İzmir damak tadı ile özleşmiş, Türkiye'nin başka yerlerinde, çoğu kez, ya sadece ismi bilinen ya da ismi bile bilinmeyen,yağlı un da denen özgün bir hamurişidir. Başka yerde bulunmadığı veya hakikisi yapılmadığı için, boyozun gurbetteki İzmirliler için özel bir anlamı vardır.Mesela ben aydınlıyım orada bilinmiyor izmirde Boyozu İzmir mutfağında 1492 sonrasında İspanya'dan kovularak İzmir'e yerleşen Sefarad Yahudi toplumunun kazandırdığı konusunda bütün kaynaklar hemfikirdir. Yine İspanyol kültürünün uzantıları olan Arjantin, Şili, Peru, Meksika gibi ülkelerde de, özellikle Sefarad kökenli nüfus grupları arasında ve özellikle peynirli ve ıspanaklı türleri sıklıkla hazırlanmakla ve beğeni ile tüketilmektedir.Boyozun ilk çıkışını atık hamur malzemesinin değerlendirilmesine bağlayan kaynaklar bulunmaktadır. Boyoz ismi de, neredeyse kesin surette, İspanyolca "bollos" (bohça) kelimesinden türemiştir. İzmir dışında hiçbir şehirde ticari olarak piyasaya sunulmadığından İzmir’in böreği olmuştur. Rivayete göre, İzmir'de boyozun en iyisini Boyozcu Avram Usta yapmış, o öldükten sonra İzmir'de boyozlar "Avram Usta’nın boyozu" adı altında satılmıştır. Avram Usta'nın devrettiği geleneği günümüzde Alsancak Dostlar Fırını'nın sahibi Halim Usta ve başka ustalar yaşatmaktadır.İzmirde sabah erken saatlerde seyyar satıcıların Boyoz gevriyekkkkkkk sıcak sıcakk sesleriyle gözlerinizi acarsınız bir günde size gevrek getiririm (boyoz mutllaka kaynamış yumurtayla yenmeli )çok güzel oluyor çok

Halim Usta'nın tarifine göre,
öncelikle hamur yoğrulup top şeklinde 2-3 saat tavada dinlendirilir. Daha sonra elle tabak genişliğinde açılıp bir süre daha dinlendirilen hamur, daha sonra yine elle sallanır ve tekrar açılır ve rulo yapılıp 1-2 saat daha dinlendirilir. Kulak memesi kıvamında kopma noktasına geldiğinde tavalara sıralanır ve küçük toplar halinde kesilerek yarım saat ile bir saat arasında nebati yağ içinde bekletilir. Çok yüksek ateşte tepsi ile fırınlanmadan önce kat kat, ipince açılmış olan milföy yufkanın arasına içlik malzemesi (peynir, ıspanak vs.) de konulabilirse de, hakiki boyoz sade olur. Hamurun özelliği un, çiçek yağı ve tahin karışımı ve tuzlu olmasıdır

(konuyla ilgili bilgiler izmir kaynaklı sitelerden alıntıdır)


Göztepe sahilinin gece görüntüsü sıkıldıkça giddebildiğim bize en yakın yer.
helede sabah erken sıcak sıcak boyoz ve yumurtayı sıcak bir çayla denize baka baka yemek varki en şaşalı kahvaltıya deyer buyrun dostlar sahilde kahvaltıya...



6 Temmuz 2009 Pazartesi

BENİM DÜNYAM..

Konak karşıyaka vapuru..

İzmirin filmlere konu olmuş kordon boyu posaport kafeler
İzmir metrosu

Hisarönü çay bahcesi
Alsancak tren garı
Kadife kaleden izmir görüntüsü
Tarihi İzmir binaları
Hani insan bunalır daralır boğulacak gibi olurya ,öyle daralır öyle daralır ki ne yapacağını ne edeceğini bilmeden atar kendini sokaklara. yüreğinin içi öyle yanar ki,derdini anlatacak kimse bulamaz, anlatsada anlayacak olmaz. yalnız kalmak ister sadece,yapayalnız,ıssız bir şekilde olmak ister.hiç bir insanın olmadığı,hiçbir kimsenin bulunmadığı dağlara,ovalara,adalara gitmek ister... Böyle bir günümde attım kendimi göztepe sahiline

Akşam üzeri SAAT 18.00 sahilde kimseler yok hava hala yakıcı sıcaklığını koruyor denizin esintiside olsa yinede hissediliyordu..
Akşam gitsen oturacak yer bulamassın bütün sahil bomboştu

Deniz dalgasız ve durgun
benim gibi ovalara dağlara gidemeyen birkaç kişiden başka kimseler yoktu

üçkuyular iskelesi

üçkuyular feribotu

Benden bu kadar dostlar kendim için gezerken sizin içinde resimledim düşünmeyede zamanım olmadı bu arada dertlerimi vapura yükledim.
bu defa ben giden ben olmadım.
Bilet almadım sahte dostluklara bilinmez yarınlara
Ağlamıycam artık.
Kuruttum göz pınarlarımı
Barıştım artık kendimle
Bir de vefalı dertlerimle.
Ne zaman terk etsem onları
Bırakmadılar peşimi,geldiler benimle.
Yalnız sokaklar ve dertlerim.Birlikte yaşadık yıllarca.
Ne zaman bu son desem
Söz versem kendime.Bir yenisi eklenirdi
İnanmayanlarda duygu sömürüsü dedi.
bende bıktım artık
Rıhtımda bekleyen vapura yükleyip dertlerimi uğurluycam
son defa giden ben olmayacağım
.Sevgiyle uğurlayacağım dertlerimi.
Yeni dostlar edineceğim arkasından
İçlerinde adı dert olmayan
Umut olan, neşe olan, barış olan .
İşte deniz dalgalanmaya başladı.Beyaz köpükler kaldı geride gemiden
Dertlerim el salladı
Gittikçe kaybolan güverteden.
Yeni bir sayfa açtım kalan ömrüme
Geçmişimi de o gemiyle yolculadım.
Yolluk olarak, göz yaşlarımı hazırladım
Vedalaştım dertlerimle,son kez ağladım.
Sonra dönüp geriye yeni dostlar kucakladım.
Dertlerim kadar vefalı Adı umut olan,neşe olan,barış olan.
Bu defa giden ben olmadım.
Koparıp beyaz mendilimi maziden,
el salladım.
Yolcu ettim dertlerimi
MERHABA UMUT



















4 Temmuz 2009 Cumartesi

ZEYNEB'imize





Bebişimize elbise yaptık teyzeleri ALLAH nasip kısmet ederse 7 ekimde doğacak bebişimize elbise yapmaya çalıştık.
beden kısmını kuzucum GAMZE ördü süslemelerini ben yaptım şimdi karşımıza koyduk içinde minik kızımızı hayal edip sevdik bu sevincimizide sizlerle paylaşmak istedik ustaların yanında bizimkisi acemi işi ama naparsınız acemi annaneden bu kadar .

3 Temmuz 2009 Cuma

MAKLUBE


Maklube yi daha öncede yayınlamıştım blogcu sayfamda gelen özel istek üzerine bu tarifi canım RANA'ma ve Bim Mağazalarında çalışan yeni evli kasiyer kardeşime tabiki tüm dostlarıma akşam yemeği benden olsun
Efendim maklubeyi tanıtmak gerekirse .Benim araştırdığım kadarıyla ortadoğu geleneyine aid bir yemek maklub arapça ters çevirmek manasına geliyor.yemeğin yapılışına göre ismi de buradan geliyor
Günümüze artık servis tabaklarına alınıp yeniyosada yemek aslında siniden tabaklara almadan yeniyor yer sofrasında özelliği bu amacda sohbet ortamında yenen bir yemek olması ve kalabalık davetlerde hem özel hemde salatası yogurdu başka çeşide ihtiyac duyulmaması hadi afiyet olsun canlarım yapacak olanlara kolay gelsin memnuniyetinizi dostlarınıza şikayet ve sorularınızı yorumlarıma bekliyorum tarifi aşağıda hadi gari yetivesin bu gada bilgişlik

MALZEMELER (10 kişilik)

1-kg kuş başı et (arzunuya göre kuzu dana tavuk hatta hazır kavurma bile olabilir)

750 gr baldo pirinç

1-büyük baş kuru sogan

2 irice patates

2 su bar .garnitür (ben garnitür kullanmıyorum havuçları küp küp dograyıp haşlıyorum aynı şeklilde patates ve bezelye haşlayıp karışımı kendim yapıyorum)

tereyağ,karabiber tuz

salata için arzuya göre yeşillik

yogurt

YAPILIŞI

öncelikle etlerimizi haşlıyoruz ocaktan indirmeden önce içine 1 yemek kaşıgı kadar tereyağ tuz ve karabiberi koyup bir taşım daha kaynatıyoruz

diyer tarafta önceden sıcak suda beklettiğimiz piriçlerimizi suyunu süzüp ayrı bir yerde pilav yapar gibi şeffaflaşana kadar tereyağ birazda tuzla kavuruyoruz

patatesleri halka halka doğrayız az rengi dönene kadar kızartıyoruz

şimdi herşey hazır

Bismillah çekip ihlasımızıda katıp başlayalım uygulmaya önce halka halka doğranmış soğanları tencerenin en altına yerleştiriyoruz ardından haşlanmış süzülmüş etlerimizin yarısını

sonra kavrulmuş pirincin yarısını serelim onun üzerine tekrar etleri garnitürü serelim son olarakta kalan pirinci tekrar üzerine serelim

bu kadar canlarım üzerine bir parmak gececek kadar kaynar su koyalım kenarından bozmadan kısık ateşte suyunu cekene kadar pişirelim suyunu cektiğini anlamak içinde tencerenin kenarına kaıgın sapını daldırarak hafifce aralayıp bakabilirsiniz ama tekrar bozdugunuz yeri bastırın sonra ters çeviririken dağılabilir

maklube pişmiştir canlarım

şimdi bir süre üzerine temiz bir bez örtüp dinlendirdikten sonra siniye resimdeki gibi ters çevirin etrafınada istediğiniz türde salata ve yogurtla servise hazırdır ben yogurdun su salıp salataya karışmasını sevmiyorum o yüzden tabaklarla koydum artık sinidenmi yersiniz tabaklaramı alırsınız canınız nasıl çekerse yinnn gari afiyet olsun

2 Temmuz 2009 Perşembe

Hayırlı Cumalar


...diyelim başınıza istemediğiniz bir olay geldi. Yıkık, perişansınız. Kimse ile görüşmek istemiyorsunuz. Çoğunluk size küsmüş gibi. Yalnızsınız. Herkes benden uzak, herkes bana kırgın düşüncesi içinde çöküntü yaşıyorsunuz. Yalnızlığınızın karanlık mağarasına şu ayet bir güneş gibi doğuyor: 'Rabbin sana ne darıldı, ne de seni bıraktı'(Duha-3) Kim kırılırsa kırılsın, kim darılırsa darılsın, kim terk ederse etsin. Rabbim terk etmiyor, kırılmıyor ya, ne gam! ...Bu ne büyük ferahlık değil mi?...Başınızda ağır bir dert var. Sanki hiç bitmeyecek gibi geliyor. Sanki bu sorun hayatınızın sonunu hazırlıyor gibi. İşte o an ayet yetişiyor imdada:'Demek ki, zorluğun yanında bir kolaylık mutlaka var! Zorluğun yanında bir kolaylık muhakkak var! '(İnşirah-5/6) Garantiyi veren Allah !... Hem de ne garanti, her zorlukla beraber bir de kolaylık geleceği 'mutlaka' ifadesi ile pekiştirilip ikna olalım diye iki kere tekrarlanıyor. Ayet; kolaylığın zorluk içinde saklı olduğunu, çözümün sorunda gizli olduğunu da fısıldıyor. Bu manayı duymuş olan Niyazi Mısri(k.s) şöyle demiş: 'Derman aradım derdime, derdim bana derman imiş' Maddi sıkıntınız hat safhada. Yoksul düştüğünüzü hissediyorsunuz. İflas ettiniz...Sıfırı tükettiniz yani. Nasıl ayağa kalkarım düşüncesi içinde boğulurken ayet size yeni bir ümit veriyor: 'Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allahdilerse lütfuyla sizi zengin kılar. Şüphesiz Allahhakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.' (Tevbe-28 ) Bir yakınınız ölümcül hastalıkla yatağa düştü. Doktorlar fazlaca ümit vermiyorlar. Çoğu kere Onu nasıl teselli edeceğinizi dahi bilemiyorsunuz. Gerçek ortada iken moral vermeye çalışmak sanki sahte davranmak gibi geliyor size. Ciddi bir delil olmalı ki hastanıza siz de inanarak moral verebilesiniz. Eyyub Nebi var Kurr17;anda... Hastalıkların, dertlerin en ağırına müptela olmuş ama sıhhate kavuşmuş. Onun hali size dayanak oluyor: Kulumuz Eyyub u da an, o zaman Rabbine şöyle nida etmişti:'Bak bana, meşekkat ve acı ile şeytan dokundu! Ve ona, bütün ailesini ve beraberlerinde bir misli daha tarafımızdan bir rahmet olarak bahşettik ki, temiz akıllılar için bir ibret olsun.' (Sad-41/43)Ama yine de bazı şeyleri yediremiyorsunuz kendinize. Bir tutamak arıyorsunuz. Ayet el veriyor size:'Olur ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa o, hakkınızda hayırlıdır. Olur ki, siz bir şeyi seversiniz; ama o, sizin hakkınızda bir fenalıktır.Allah bilir, siz bilmezsiniz.' (Bakara-216) Rabbimiz , Rasülümüz Muhammed(s.a.v) , Kitabımız Kuran , Yolumuz Sırat-ı Müstakim!... Bizden bahtiyarı yok dünyada! ...Her ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın zafer ve başarı bizim. Bunu da kafadan söylemiyoruz, Kuran konuşuyor:Vel Akıbetü lil Muttakin (Kasas-83):Akıbet(hayırlı son, güzel sonuç) Müttakiler (takvayı kuşananlar, korunanlar, inanca sarılanlar) içindir!... (http://www.islamiyet.gen.tr/ alıntıdır)

1 Temmuz 2009 Çarşamba

rüyalarım umutlarım


Rüyalarım hayallerime yardımcı oluyor
Bu sefer ruyalarim hayallerimi umutlandirmaya basladi
İzmir sıcak nemli bölük pörcük uykusuz gecenin sabahında uyandım napsan nedsem bu gün gamzede gelmeyecek paşamda uyuyo
galiba sabaha karşı yattı anneeeeee hadi yatagına git dediğinde saat 4 tü.
yalnız kahvaltıda canım istemiyo.
ayılmaya çalışırken benim sadık can dostum arkadşım aradı telefonla onla konuşurken biraz kendime geldim
aklıma geldi ben rüya gördüm .dedimki yorumlanmamış rüya okunmamış kitaba benzer.
rüya yorumlarını buldım googleden .
rüyamın yorumu fena değildi canım sıkılmadı inşallah bu gün yarın neticesini görürüm.
hayat iste. bu hayallerle umutlarimda artik isyan etmiyor

30 Haziran 2009 Salı

İÇİMDEN GELENLER..


Bir haftası geçti gitti iznimin evdeğim gamzeyle evcilik oynar gibi bir gün o bana kahvaltıya geliyo ertesi gün ben ona güzdüzlerimizde beraber geciyo akşam üstü sahile iniyoruz vitrin bakıyoruz amnnnnnn boş boş gecen günler işte.
Halıları yıkattık perdeler yıkandı camlar silindi
şimdi evde ne kadar kumaş parça işe yarayacan cıkardım ortaya kendime iş arıyorum işte
bugün dikiş dikmeye karar verdim bakalım neler çıkacak ortaya
mahallede çoğu kimse yazlıkta evde olanlarda hafta sonu erkenden günü birlik gidiyolar ben bedava bekçiliğini yapıyorum mahallenin.
HANİ HEP DENİRYA GEZ DOLAŞ TAKMA KAFANA..
Denedim olmuyo incir altına gittim sahiilde gezdim savaş gemisi var orada müze haline getirilmiş onu gezdik ama benim kafam dağılmadı.
Üstünede sıcakta dolaşmaktan iki gün başım ağrıdı.
Bana bir dağ başında ıssız sessiz serin faturaların ödenmediği kreti kartna ihtiyac duyulmayan bir yer lazım .
Dur fatma hayale başlama yine senin hayallerin hüsranla biter bilmezmisin.

27 Haziran 2009 Cumartesi

ARIZA

Sevgili dostlarım bilgisayarımızın ana kartı yandı 3 gündür tamirdeydi kandil ziyaretinde bulunamadım yorum yazan mesaj bırakan tüm dostlarıma canı gönülden teşekkür derim fırsat bulur bulmaz ziyaret edecem şimdilik güllerimi kabul buyurun sizleri çokkkkk seviyorum canlarım

23 Haziran 2009 Salı

Unutmamalı ki, Allah amellerinizi görür ve bilir

Üç aylar dini duyguların yoğunluk kazandığı, merhamet, şevkât ,yardımlaşma ve dayanışma hislerinin doğruk,ulaştığı,hayır ve iyiliklerin artığı bir mevsimdir
Bu günlerde müminler, birbirleri ile tebrikleşmeli, birbirlerini yemeklere çağırmalı, çocuklar sevindirilmeli, fakirlerin gönlü alınmalı, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları giderilmeli, anne-babanın, masum ihtiyarların duaları alınmalı, velhasılı bu aylar daha canlı ve daha verimli yaşanmalıdır.
Bütün bu yapılanlar bir yarış havası içinde yapılırken ihlaslı yapmaya da azami dikkat gösterilmeli. Zira ihlasla yapılan küçük bir amel, ihlassız yapılan pek çok amelden üstündür. Bu sayede hem cemiyete huzur gelmiş, hem de manevi bir atmosfer meydana getirilerek, ilahi rahmetin celbine zemin hazırlanmış olur. Yapılan ibadetler, okunan Kur"anlar, Cenab-ı Hakk"a yükselen inilti ve ızdırap dolu dualar, akıtılan gözyaşları, yapılan tevbe, istiğfarlar yağmuru çeken bulutlar gibi ilahi rahmeti kendisine çeker.
İlahi rahmet, semamızı kapladığı zaman onu hayat kaynağı yağmurlar gibi lütuflar, ihsanlar, ikramlar ve hediyeler takip eder. Böylece gelen rahmet damlaları günahlarımızdan, gafletimizden dolayı kirlenen manevi hayatımızı da temizler.
Öyleyse daha ne duruyoruz. Haydi hep beraber, ilahi rahmet ve lütuflara hasret insanlar olarak başımızı okşayacak rahmet bulutlarının celbine ve onu takip edecek ilahi ihsanlara kendimizi hazırlayalım.
Hazırlayalım derkende lütfen samimi olalım en azından bu günlerde samimi olalım kul hakkına girmekten kacınalım .
Bu günlerde en azından samimi olalım bir bakalım etrafımıza gercekleri görelim.
Ben bu gün gamzenin evine giderken parktan geciyordum orada yaşlı bir teyze kedilere mama veriyodu kediler artık doymuş yüzüne bile bakmıyodu hayvan sevgisi güzelde birazda keşke insan sevgisini yüreğimize taşısak.
hemen biraz ileride çöp bidonunu karıştıran bir adam vardı belliki aklı şuuruda yerinde değildi çöpden yiyecek bulup yiyordu kokusu yayılmıştı her yere kedilere yemek veren teyze onu görmüyodu bile en azından bu günlerde bir bakalım komşumuz acmı tok yatarken vicdanınız rahatmı bu günlerde hassasiyet gösterib yaptığımız ibadetlerde samimi olalım ALLAH rızası için

21 Haziran 2009 Pazar

İzmir'i Yaşamak

İzmirin simgesi Konak saat kulesi resmi oğlumun arkadaşı çekmiş düzenlemiş ben bayıldım siz ne dersiniz..
MALUM İZİN ZAMANI İZMİR 'i tanıtmak istedim.

İzmir'i Yaşamak


Otubüsten inip
Alsancak'tan Pasaport'a yürümek,
İzmir'li olmaktır.
En ufak ihtiyaç için Kemeraltı'na gitmek,
İzmir'li olmaktır.
İlk randevunda YKM önünde buluşalım demek, İzmir'li olmaktır.
Kordon boyunda denizle birlikte balık yemek,
İzmir'li olmaktır.
Sinemalarda ne oynuyor diye ilk Çınar'a bakmak İzmir'li olmaktır.
Yazları her hafta sonu Çeşme'ye gitmek, İzmir'li olmaktır.
Göztepe-Karşıyaka çekişmesini seyretmek, İzmir'li olmaktır.
Sabahları günaydın dedikten sonra 2 Boyoz 1 yumurta demek, İzmir'li olmaktır.
Atatürk Lisesi'ni bitirmek, İzmir'li olmaktır.
Fuar'a fuar zamanında gitmemek, İzmir'li olmaktır.
Kemeraltı'nda hayır için dökülen lokmalardan yemek, İzmir'li olmaktır.
Her çeşitten İnsan sevmek, İzmir'li olmaktır.
Simite Gevrek demek, İzmir'li olmaktır.
Karataş,Asansör'de anlamlı birgün için kutlama yapmak, İzmir'li olmaktır
Gece yarısı Efes'in arkasında Yengen yemek, İzmir'li olmaktır.
İzmir'li olmak İzmir'de doğmamaktır,
İzmir'i yaşamaktır.
Serkan Aloğlu
Ben izmirde doğmadım ama 25 yıldır izmirliğim doğduğum AYDIN ilinden daha çok seviyorum bekleriz efendim sevgiler
Eğer aracınız yok sahile gidemiyosanız eshot otobüsüne biner buca gölete gidersiniz muhteşem piknik alanları ve suni gölü var belki yüzemezsiniz ama sandal sefası harika oluyo

Konak İlk kurşun Hasan tahsin anıtı .
Güzel İzmir'imiz 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunanlılar tarafından işgal edilmeye başlanıyor. Direnişin sembol isimlerinden Gazeteci Hasan Tahsin tarafından sıkılan ilk kurşun ile Milli Mücadelemiz başlamış oluyor.


Meşhur konak meydanı ve camisi


Meydandan başka bir manzara




Konak iskelesi karşıyakaya gitmek için vapuru kacırırsanız benim gibi bir sonrakini beklerken harika mısırlardan alır manzaranın keyfine varırsınız


Karşıyaka ATATÜRK anıtı








20 Haziran 2009 Cumartesi

Çok yorgunumm çok


Bu günden itibaren 23 günlük yıllık iznime kavuşmuş bulunmaktayım.
Bütün senenin yogunluğu stresini ilk olarak yarın saatimi kurmadan yatacam sabah istediğim saatte kalkıp sonraa bir kahvaltı yapacam ahaste ahesde saate bakmadan.
sonra hiç bir işe el sürmiycem yine yatacam.
öyle yorgun öyle bitkin hissediyorumki şu an kendimi klavyenin üzerine düşüp kalacak kadar yorgunum.,
Öyle tatil planları felanda yapmadım yapamadım malum sebebler evdeğim mecburen.
Öte yandan yarın'' BABALAR günü''babası hayatta yanında olanlara evladının dizinin dibinde olan BABA lara ne mutlu.
Bu günlerin tadını çıkarın.
Ben çıkaramıycam çünki ne Babam hayatta nede çocuklarımın Babası hayatta.
Onalara ALLAHdan rahmet diliyorum cennet mekanları olsun yattığı yerler nurla dolsun amin.
Bu günlerde içime bir ateş düşer ayakta olmalıyım güçlü durmam lazım derken benim kale içten içe nem almaya başladı artık sıvalar dökülüyor daha ne kadar ayakta kalırım onuda ALLAH bilir
Hangi duygularımı aktarayımki ben sizlere.
Her dinlediğim şarkıda kendimi bulmam zor olmuyo yüreğim yanmaya gözlerimdeki sel taşmaya hazır amade bekliyo
Babalar gününüz kutlu olsun.
Şükretsinler Babaları yanında olan evlatlar .evlatları dizinin dibinde olan Babalar şükretsin binlerce kere...

16 Haziran 2009 Salı

BİR KOLİ SEVGİ DAĞLARI AŞTI GELDİ


Öyle bir melek ki O,
Sanki kardeş ana gibi
O kadar güzel bir yüreği var ki
Tıpkı bir iyilik perisi gibi...
O'dostlarının en zor anında yanındadır
Hangi gönül yaralıysa moral O'ndadır
İnsana ve insanlığa dair yapılan,
Her tür haksızlığın karşısındadır...
Ne kapris yapar,ne küsmeyi bilir
Ne bir kalp kırar,ne de yüzü ekşir
Huzur ve sükunu O'nda tanıdım
Sevgili rana iyi ki sana rastladım...

15 Haziran 2009 Pazartesi

YAPRAK SARMA


Her zaman hüzün dert keder olmasın birazda ağız tadı olsun dedim sizlere yaprak sarma getirdim afiyet olsun canlarım tarife gerek yok sanırım eminim benden iyi yaparsınız




5 Haziran 2009 Cuma

BİR YANIM HÜZÜN ,BİR YANIM DUA

Bir yanım hep hüzün!
Bir yanımda hep sevda!
Bir yanım hep umut!
Bir yanım hep yokluk!
Dilimde hep dua....
Bir tutam hüzünle başlar aslında her şey
Bir tutam dua ile devam eder ..
Hüzünlü dualarla çıkarım yola......
Anlamasak da hüzünlü dualardır bizi biz yapan...
Bir güle dokunmaktır usulca.
Ya da umuda yolculuk etmek,
Kalbime doldurduğum bir avuç sızıyla beraber...
Gökkuşağındaki renklere tutunup elini uzatmak bulutlara uzanır gibi
Bir dost'un selamıyla uzaktaki belkide hiç göremeyeceğin dostun iki tatlı sözüyle avunmak
Göz yaşınla ıslanmış bir selam uzatmak,
Çaresiz umutsuzca bir dua isteği
Dipsiz kuyulardan düşmüşsünde
Güneşin ışığına hasret kalmış gibi
Bağlamak gecenin bir yarısında....
Seslenmek bir uçurumun kenarından avazın çıktığı kadar
Karşındaki insanların gücüne aldırmadan...
Gökyüzünde rüzgarla yarış yapar gibi güçlü olmak
Yağmur sonrası kaybolmak toprağın o dayanılmaz kokusunda..
Kendinden emin. Ben de varım diyebilmek !
Ya da bir su damlasının akması gibidir dua,
Tenhalarda kalmış solmuş, kurumuş bir güle can verir gibidir dua..
Yürek yangınlarına sürülmüş bir merhem misali gibidir dua..
Uzanan bir el gibi, çok uzaklardan..
Anne şefkati kadar sıcak, duygulu..masum..
Belki de bir aşkdır dua..
Karşılıksız seveni bilmek ve kalbini koymak ortaya....
Acıların aslında hiç de acı vermediğini,anlatmak yüreğine ...
Ya da bir kaçıştır dua..
Uzaklaşmak yalancılardan iftiracılardan ölesiye...
Bir vasıta belki de sonsuzluğa uzanan ve kapıları aralayan...
Ya da susalım artık...
Susmaktır belki de dua.
Anlatmaya ne hacet...
Sustum..!
Ve kapadım gözlerimi artık, alışılmış yalnızlıklara ve alışılmış sevdalara..
Sonrası mı?..
Sonrası bir rüya alemi ..
Bir avuç hüzün..
Bir hayal kırıklığı...
Yıllarını harcadığın verdiğin emek...
VE koskoca bir hiçççççç ..
Geceler ve gündüzler..
Umutlar ve umutsuzluğum..
Sevdalar ve ihanetler..
Yokluluklar ve çaresiz kalışlar..
Mevsimler ,yıllar, aylar boyu..
Çektiğin çileler hüzünler..
Pişmanlıklar ve yalnızlıklar...
Hep bize dair, bizle yaşayan ve bizle son bulan...
Bir hiç gibi yaşamak ve bir hiç olduğunu anlayabilmektir dua...
Dedim ya;
Bir yanımız hep hüzne bakarken buğulu gözlerle..
Bir yanımız hep ağlar durur umutlarla...
Ne kalır ki bizden geriye..
Bir küçük yalnızlıktan, kalbe dokunan bir tutam hüzünden..
ve yaslı göz yaşıyla yaptığımız dualarımızdan başka....
Hüzünlü dualarda, içinizdeki o saklı duran umudu yakalayabilmeniz dileği,ve en önemlisi duasıyla....

İFTİRA


Aslından çevrilmiş, hakîkati tahrif edilmiş söz, mânâsına gelen iftirâ büyük günahlardandır. Haklar dört kısımdır. 1- Yalnız Allah hakkı. 2- Yalnız kul hakkı. 3- Allah hakkı ile kul hakkı beraber fakat, Allah hakkının gâlip olduğu haklar. 4- Allah hakkı ile kul hakkı beraber fakat, kul hakkının gâlip olduğu haklar. Bir müslümana iftirâ etmek, hem Allah’ın, hem de kulun hakkını ihlâl etmektir. Fakat Allah hakkı gâliptir. Böyle olunca, kul, kendisine (zinâ suçuyla) iftirâ edeni affetse dahi dünyâda tatbik edilecek olan cezâ muhakkak tatbik edilir. (Molla Hüsrev, Mirâtül-usûl fi Şerhi Mirkatül-Vusûl 2/230) Âyet-i kerîmede şöyle buyrulmaktadır: “Nâmuslu ve hür kadınlara (zinâ isnâdıyla) iftirâ atan, sonra da dört şâhit getirmeyen kimselerin her birine seksen değnek vurun. Onların şâhitliklerini ebedi kabul etmeyin. Onlar fâsıkların ta kendileridir. Ancak tevbe edip durumlarını ıslâh etmeleri müstesnâ. Çünkü Allah gafûr ve rahîmdir.” (Nur Sûresi, 4-5) Âyet-i celîlede, iftirâ eden kimseye dünyâda tatbik edilecek cezâlar îzâh edilmektedir ki: 80 değnek vurulması, şâhitliğinin bir daha kabul edilmemesi ve isminin fâsıklar defterine kaydedilmesi. Fakat tevbe eder de, yaptığı işten pişman olursa “fâsık” diye isimlendirilmekten kurtulur. Bir de âhiretteki cezâsına bakalım: Peygamber Efendimize, Mi’râc gecesi bir topluluk gösterildi. Her birinin elinde bakır tırnaklar vardı. Yüzlerini ve göğüslerini tırmalıyorlardı. “Bunlar, kimlerdir?”, diye sorunca, “gıybet ve iftirâ edenlerdir”, cevabı verildi. (Kütüb-ü sitte 12/122) Ehlince mâlumdur ki, “Berâet-i zimmet asıldır.” Yâni kişilerin suç işledikleri delil ile tesbit edilemediği müddetçe, aslolan, suçsuzluklarıdır. İşlemediği bir suç ile kişileri töhmet altında bırakmak, müslümana yakışmaz. Hakîkî mümin, elinden ve dilinden herkesin emin olduğu kişidir. Âyet-i Kerîmesi’nde meâlen Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, işlemedikleri bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftirâ ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.” (Ahzap Sûresi, 58 ) Diğer bir âyet-i kerimesi’nde de meâlen: “Kim kasıtlı veyâ kasıtsız bir günah işler ve sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, muhakkak ki büyük iftirâ ve apaçık bir günah işlemiş olur.” (Nisa Sûresi, 112) Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hazretleri de: “Kim bir müslümana kötülenmesini dileyerek, bir iftirâ atarsa, Allah onu, kıyâmet günü, cehennem köprülerinden birinin üstünde (günahlarından temizlenip) çıkıncaya kadar hapseder.” buyurmuşlardır. İnsanlar böyledir. İyisi de vardır, kötüsü de. Eğer kötüler olmasaydı, iyilerin kıymeti bilinemezdi. Hakkı-hakîkati görmekten âciz kimseler olmasaydı, ehl-i basîretin değeri anlaşılamazdı. Bu, günümüz için böyle olduğu gibi, devr-i saâdette de böyle idi. Âhir zaman Peygamberini görme ve onun sohbetini dinleme şerefine nâil olduğu halde, içindeki inkâr ateşinin sönmediği, yüzlerce münâfık mevcut idi. İslâm cemiyetini parçalamak için ellerinden geleni yapmaktan hiç çekinmiyorlardı. Bir defâsında Peygamber Efendimizin âile mahremiyetini hedef alarak, islâm birliğini bozma gayesiyle, aleyhte propaganda ve karalama hareketi başlattılar. Hz.Âişe vâlidemizin iffetiyle alâkalı dedikodu çıkarıp, Rasûlullah’ı, Hz. Âişe’yi ve bütün müminleri üzüntüye boğdular. Günlerce göz yaşı dökerek, Allâhü Teâlâ’ya ilticâ eden Hz. Âişe ve bütün müminler, nâzil olan şu Âyet-i Celîle’lerden sonra Cenâb-ı Hakk’a sevinç gözyaşlarıyla hamdettiler. Ayet-i kerîme meâlen. Haberiniz olsun ki, iftirâ ile gelenler, içinizden bir topluluktur. (Ey o iftirâya mârûz kalanlar) bu iftirâyı sizin için bir şer sanmayın. Belki o sizin için hayırlıdır. (Büyük sevap ve dereceye sebeptir.) O gürûhtan her birinin kazandığı vebâl kendisine aittir. O topluluk içinde, bu iftirayı kasıtlı olarak atıp, büyümesini arzu eden kimse için, büyük bir azab vardır. Ne vardı, onu işittiğiniz vakit erkek ve kadın müminler, kendi kendilerine hüsn-ü zan etselerdi de, bu açık bir iftirâdır deselerdi!... Onu işittiğiniz vakit, (bunu söylemek bize gerekmez, hâşâ bu büyük bir bühtandır) deseydiniz ya! Böyle bir şeye aslâ dönmeyesiniz, eğer mümin iseniz. İşte Allah size va’z veriyor. Ve sizin için âyetleri beyan buyuruyor ki, Allah alîmdir, hakîmdir. (Nur Sûresi,11-20)alıntı


3 Haziran 2009 Çarşamba

ATATÜRK İZMİRİ TEPEDEN İZLEYECEK.

iZMİR yeşildere yolunu kullananlar
mutlaka görmüşlerdir yeşildere yolu üzerinde ki Atatürk Rölyefini
benim çok sık kullandığım bir yol değil ayda yılda bir yolumuz düşer özellikle şehir dışına gitmek için garaja giderken. 2 hafta önce foçaya gitmek için garaja giderken gördüm bakınca gözlerimi alamadım kırık dökük gecekonduların oldugu bir yerdir yeşildere şimdi en yüksek tepesinde ATATÜRK adeta KADİFEKALE ve İZMİRİ TEPEDEN İZLİYOR GİBİ izleniyormuşuz gibi bir izlenim uyandırıyor ..... İnşatı devam eden bu devasa Atatürk maskının boyu 40 metre olup 29 Ekim Cumhuriyet Bayramında bitmiş olacakmış... son halini sizlerle paşlaşmak istedim...

YUKARIDA ÇIPLAK DURAN TEPE ŞİMDİ BU HALDE ÇALIŞMALAR DEVAM EDİYOR EMİNİN BİTTİĞİNDE DAHADA GÜZEL OLACAK

1 Haziran 2009 Pazartesi

KIŞA HAZIRLIK

Asma yaprağını basmanın tam zamanı bende gecen pazar günü erkenden İZMİR eşrefpaşa semt pazarına gittim manisa turgutludan gelen asma yapraklarını görünce tam zamanı deyipçekişe çekişe pazarlık yaptıktan sonra 15 kg birden alıp eve döndüm.Olan gamzeye oldu kucucum öylede severki yaprak sarmayı dedim gel bunları demetle sana kışın bol bol sarmalar benden akşama kadar uğraştı sonunda gelecek sene senden sarma istememeye karar verdim demektende kendini alamadı yoruldu ama iyide oldu kışlık yaprağımız hazır.herkesin farklı bir hüneri vardır elbet ben bunları nasılmı yaptım hemen anlatayımönce yaprakları demetleyip genişce bir leyene dizdiksonra suyunu hazırladım bunun içinde tuzunu ayarlamak için büyükçe bir tencereye suyu koydum içine birde güzelce yıkanmış çiğ yumurta başladım kaya tuzunu eritmeyetuz yeterli gelince yumurta suyun üstüne çıkıyor bu yöntemi turşu kurarkende uyguluyorumsonra suyu kaynattım yaprakların üzerine kaynar kaynar döktüm her yerine gelecek şekildesoğuyana kadar bekledikten sonra kavanozlara aldım yaprakları kalan suyuda üzerine döktüm kapakları hemen kapatmıyoruz bir gün acık kalıyorki hava kalmasın şimdi yapraklar hazır durmda kışın saraılmayı bekliyor bu yöntemle yapınca hem saraken tekrar haşlamıyoruz hemde rengi aynı taze halindeki gibi oluyor hadi yapmak isteyenlere kolay gelisn yapamaynlarda üzülmesin bende bol bol var hepimize yeter sarar sarar ben koyarım sayfalaraaa