25 Şubat 2010 Perşembe

ÜÇ HİKÂYE - ÜÇ DERS - BİR SÖZ


Yüreği insan sevgisiyle dolu olan, ezileni gördüğünde gözleri dolan, yüreği sızlayan, ALLAH korkusuyla tüm kötülüklerden kendini arındıran ve yüreğini ALLAH sevgisiyle dolduran tüm kardeşlerimin cuması mübarek olsun dua ve dilekleri kabul görsün AMİNNN


1.Hikâye

Kavak Ağacı ile Kabak

Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:

-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?

-On yılda, demiş kavak.

-On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.

-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!

-Doğru, demiş kavak.

Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:

-Neler oluyor bana ağaç?

-Ölüyorsun, demiş kavak.

-Niçin?

-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.



1.Ders: Çalışmadan emek harcamadan gelinen nokta başarı sayılmaz. Kolay kazanılan, kolay kaybedilir. Her işte alın teri ve emek şarttır.



2. Hikâye

En iyi Buğday

Her yıl yapılan 'en iyi buğday' yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi:

-Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi.

-Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda,

-Neden olmasın, dedi çiftçi.

-Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.



2. Ders: Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder. Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir.





3. Hikâye

Geleceğini biliyordum...

Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Tam siperden dışarı doğru bir hamle yapacağı sırada, başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti,

-Delirdin mi sen? Gitmeye değer mi? Baksana delik deşik olmuş. Büyük bir ihtimalle ölmüştür. Artık onun için yapabileceğin bir şey yok. Boşuna kendi hayatını tehlikeye atma.

Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini siperden dışarıya attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti, asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker yaralı arkadaşını kurtaramamıştı. Siperdeki diğer arkadaşı;

-Sana değmez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın.

-Değdi, dedi, gözleri dolarak, -değdi...

-Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?

-Yine de değdi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim içim.

Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı:

-Geleceğini biliyordum... Geleceğini biliyordum...



3. Ders: Güven vermek önemlidir. Güven duymak önemlidir. Duyulan güveni boşa çıkarmamak daha da önemlidir.



'Her sabah Afrika'da bir ceylan uyanır. En hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa öldürülecektir.

Her sabah Afrika'da bir aslan uyanır. En hızlı ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini bilir, yoksa aç kalacaktır.

Aslan veya ceylan olmanız fark etmez. Güneş doğduğunda koşmaya başlasanız iyi olur.' (Afrika Atasözü )



Çok çalışmak, emek harcamak, güven vermek, sevmek ve paylaşmak hayatın anlamlı olmasını sağlar. Her sabah uyandığımızda bir de böyle bakalım dünyaya. Unutmayın hayat uzun bir öyküye benzer. Ancak öykünün uzun olması değil, iyi olması önemlidir

KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN


ZEYNEBİM ANNANESİNİN KUZUSU DUALARINIZDA ONUDA UNUTMAYIN HASTA BU ARALAR BRONŞİT OLDU



dinlemek isterseniz tıklayın lütfen

Mevlit kandili Kerkük Mevlid ilahi
Yükleyen nayikalbim. - Diğer müzik videolarına göz atın.

Borçlarimizdan, ceza ve günahlarimizdan kurtulmak için bu gece dua edelim..
Allah affeden ve bagi...slayandir, unutmayalim..
Eller semaya kalkıp, yürekler bir atinca bu gece, gözler sevinç yaslariyla dolacak..
Varligi ebedi olan, merhamet sahibi, adaletli Yüce Allah
kendisine dua edenleri geri çevirmez.
Dualarinizin Rabbin yüce katina iletilmisine vesile olan Kandiliniz mübarek, dualariniz kabul olsun!

20 Şubat 2010 Cumartesi

MİM ( BEN HİÇ ÇOCUK OLMADIM Kİ)


YENİ BİR MİM DAHA
Konusu çocukluk ve gençlik yılları bu yıllara ait pek hatırladığım yada anlatacağım güzellikler yok ama yinede arkadaşımızın davetine icabet etmek adına cevablamaya çalışayın bakalım neler sorulmuş
1-Sizi mimleyen kişin linkini verin.

HEMEN VERELİM http://sevgidenesintiler.blogspot.com/
Arkadaşım beni mimlemiş kendisine çokkkk teşekkür ediyorum be mimler sayesinde birbirimiz hakında fikir edinebiliyoruz değilmi.

2-Çocukluğunuzda anne ve babanızla(yada aile büyüklerinizle)yaptığınız sizi siz yapan şeylere katkısı olan bir olay aktivite..ve hangi yönünüze katkısı oldu.

Çocukluğumda anne ve babamı bir arada fazla göremedim desem yeridir sebebimi boş verr.aile büyükleri hiççççç olmadı desem yalan olmaz. felaketi gören kacıyor her zaman oldugu gibi.aktivite dersende kendimi bildiğim andan itibaren tarlada bahçede çalıştım.
bu yaşantı hangi yönüne katkısı oldu dersende.küçük yaşta ev işi çocuk bakımı yapmak zorunda kaldığımdanmıdır nedir zorluklara gögüs germeği mücadele etmeği öğretti bana şimdi şikayeçi değilim iyikide el bebek gül bebek yetişmemişim değilse hayatın yükünü nasıl taşırdım sudan çıkmış balık gibi kalrdım demi ama.biz iyi tarafını görelimki mutlu olalım yalancıktanda olsa.

3-Çocukken en sevdiğiniz oyun ve oyun aparatu neydi?

Dediğim gibi oyun oynayacak zamanım hiç olmadı bu vesileylede oyun aparatıda yok tabiki koyun kuzu ineklerle gecti çocukluğumuz

4-Çocukluğunuz ve ilk gençliğinizle ilgili keşke daha farklı olsaydı dediğiniz bir durum?

Keşke Çocukluğumda mutlu sağlıklı ilgili bir anne olsaydı dizinin dibinde oturacağım dedem ninem olsaydı (yok değildi tabiki ama varda yoklardı)benimde oyuncaklarım olaydı.ilk gençliğime gelince bende okusaydım okuldan alınmasaydım ahhhhh keşkeee dedirtecek o kadar çokkk şey varki hangisini yazayım keşke keşkeleri hiç yaşamasaydımm keşkeeee

5-sokakta oynarmıydınız neler oynardınız?

Hayır canım sokakta oynayamazdım tarlada inekleri koyunları otlatırken erkek kardeşlerimle meşe oynardım hiç hanım hanımcık bir kız olupta bebek oynayamadım erkek fatma olmamda o yüzdenmidir nedir.

6-Çocukluk veya ilk gençlikle ilgili iyiki böyle olmuş dediğiniz bir olay?

BURAYA KADAR FİKİR SAHİBİ OLMUŞSUNUZDUR İYİKİ BÖYLE OLMUŞ DEDİRTECEK HİÇÇÇÇ BİR ŞEY YOK ÇOCUKLUK VE GENÇLİĞİMDE.
Alakasız olacak ama bana her şerde bir hayır vardır dedirten olayı anlatayım.
36 yaşına kadar iyi kötü yaşadık bir kızım bir oğlum oldu orta karar yaşarken eşime kanser teşhisi kondu ve malulen emekli olunca eve katkı sağlamak için bir hizmet kurumunda işe girdim bütün hayatım yaşam biçimim değişti maneviyatın ne kadar öenmli olduğunu öğrendim acılara yokluga sabır göstermesini öğrendim çok geç kalmış olsamda zararın neresinden dönsen kardır değip KURANIKERİM OKUMASINI ÖĞRENDİM onun ışığında yaşamaya çalışıyorum eşimi kaybettim ama ben güvenilir bir ortamda ekmeğimi kazanmaya devam ediyorum oğlum ünüversiteyi bitirti kızım evlendi mutluyum yinede birde dünyalar tatlısı torunum oldu eşimede her zaman dualarımı gönderiyorum onun istediği gibi başımız dik ayaktayız şükürler olsun iyikide böyle olmuş diyebileceğim tek olay benim görünüş ve fikirlerimin değişmesine vesile olan iş artamımdır olmayana sabır gösterip olanada şükür etmek sevmek yaratılanı yaratandan ötürü iyikide ben geriye kaldığımda böyle bir ortamdaymışım diyorum

7-Varsa çocukluk dönemine aid bu günü etkileyen bir olay bir anı.

bunu geciyorum canım daha fazla acıtasyona gerek yok çok teşekkür ediyorum beni sectiğin için ben kimseği mimlemiyorum her zamanki gibi davete mutlaka icabet ederimde ben davet etiğimde gelmezlerse kırılıyorum o yüzden benden bu kadar umarım sizleri sıkmamışımdır sevgiler hepinize
BEN HİÇ ÇOCUK OLMADIM Kİ

BEN ÇOCUK OLMADIM HİÇ.
LUNAPARK ÖNÜNDE DURUPTA HAYAL KURMADIM
RENKLİ BALONLARIN VEYA BİR TOPUN PEŞİNDE SAATLERCE KOŞUPTA AKRANLARIMA AYAK UYDURAMADIM.
PARLAK BEYAZ KAPLI KİTAPLARIMDA OLMADI BENİM
NİNNİYLE MASALLADA BÜYÜTÜLMEDİM
OYUNCAKLARIM YOKTU AMA BENİM BULUTLARIM VARDI.
KİMİ ZAMAN GÜLÜMSER KİMİ ZAMAN ÖFKELİ
AMA HİÇBİR ZAMAN KIRILMAYAN BOZULMAYAN BULUTLARIM VARDI
BÖYLE BİR ÇOCUKLUK YAŞADIM BEN
BEN HİÇ PAMUK PRENSES VE YEDİ CÜCESİNDEN BİRİ OLMADIM Kİ

18 Şubat 2010 Perşembe

HAYAL İŞTE…


Büyük Hayal...

Yeniden doğmak istiyorum bugün, yeniden nefes almak, yeniden hayata başlamak, sıfır...dan sil baştan yaşamak her şeyi, hiç yaşanmamış saymak eskileri hiç olmamış acı vermemiş saymak, ne hoş olurdu böyle yapabilmek başarabilene değil mi... Öylesine bir hayat ki hiç el değmemiş, hiç pörsümemiş, tıpkı yıpratılmamış jelâtini yeni açılan bir oyuncak gibi... Bir çocuk olmak yeni hayatta hiç büyümeyen hep çocuk kalan oyuncakları olan bir çocuk...

Kendine küçücük bir şehir yaratmış olan içinde prensesiyle mutlu yaşayan prensi olan ve ihtiyaç duyduğu sevgiye ilgiye sahip olan bir çocuk... Ne güzel olurdu bir efsanede yer almak ya da bir masalda sonu güzel biten... Mutluluğa yelken açan sevgililerin olduğunu, sevdiği için Kaf dağını aşan prenslerin olduğu... Yıllarca sevdiğini bekleyen bir köylü çocuğu olmak küçük bir hikâyede... Sevdiğini beklemek sabırla, tek gaye olarak onu bilmek, aldırmamak başka şeye...

Ne güzel olurdu dimi? Ama gerçek hayat bu değil işte masallara konu olamayacak kadar adi ve acımasız bir hayat yaşadığımız, ya da yaşadığımızı sanıldığımız... Aslında insanların elinde her şey. Hayatı güllük gülistanlık yapmak insanların elinde. Çok zor değil sevmek... Seni seviyorum demekle kimseye birşey olmaz...

İnsanın içi açılır birini sevdiğinde... Sevgi çok güzel birşeydir, öyle ki dünya bile sevgi uğruna yaratılmıştır derdi eskiler. Öyleyse neden bu kadar direniyoruz birbirimizi sevmemek için ya da kırmak için... Oysa öyle güzeldir ki birinin gözlerindeki parıltıyı görmek gözlerinin içine bakmak ve aynı muhabbetle karşılık vermek...

O zaman dünya masallardaki ülkelerden bile güzel olurdu... Beyaz atlı prensler Kaf dağına çıkmak zorunda kalmazdı o zaman... Genç kızlar zorla evlenmek zorunda kalmazdı sevmedikleriyle... Çocuklar annelerini emmek yerine suni besinlerle beslenmezler, kadınlar eşlerinden dayak yemezler, eşler sabah kalktıklarında kahvaltısız işlerine gitmek zorunda kalmazlardı...

Eğer sevgi saygı hâkim olsaydı dünyaya silahlar konuşmazdı dünyada ve anneler ağlamazdı şarapnel parçasıyla havaya uçan bebeklerinin ardından... İşkence aletleri imal edilmezdi o zaman, hapishane diye bir kelime lügatlere girmezdi, intikam diye bir duygu yer etmezdi hiç zihinlerde, çocuklar kardeşçe oynarlardı sokaklarda kire çamura bata çıka... Çekememezlik olmasaydı dünyada insan insana kıymazdı... Nefretin yerini sevgi alsaydı ve tüm insanlar birbirini sevseydi...
HAYAL İŞTE…

Sevgiyle kalın...
Ekleyen::Hanifi Özdemir
o kadar içten yazılmış benim duygularıma tecrüman olnuş bir yazı hanifi beyim yüreğine sağlık

17 Şubat 2010 Çarşamba

Hep şarkınızı hatırlayacak biri olması dileğimle…



...
Bir Afrika kabilesinde; hamile kalan kadınlar, arkadaşlarını toplayıp doğaya gider, doğacak çocuğun şarkısını duyana dek derin düşünme yapıp dua ederler.

Bu kabileye göre, her ruhun kendine öz, ses vibrasyonları vardır.

Kadınlar bu seslere kulak verdiklerinde, hep birlikte yüksek sesle seslendirirler. Sonra da kabileye dönüp şarkıyı herkese öğretirler

Çocuk doğduğunda, tüm kabile toplanarak ona şarkısını söyler. Çocuğun sonraki önemli dönemlerinde, aynı şarkı okunur. Ölüm döşeğinde de aynı şarkı söylenir.

Bir insan kabul edilmez bir cürüm işlediğinde, kabile toplanır ve ona şarkısını söyler. Çünkü anti sosyal davranışlar ceza ile düzeltilemez; sevgiyle ve kimliğin hatırlanmasıyla çözülebilir.

Kendi şarkını duyduğun zaman, bir başkasına zarar verecek davranışlarda bulunma isteğine ihtiyaç kalmaz.

Aslında hepimizin içinde bir şarkı olduğunu biliriz ve sevdiklerimizin zor zamanlarımızda bunu fark etmelerini ve bize söylemeye yardımcı olmalarını arzu ederiz.

Gerçek dost, bizim şarkımızı duyan ve ihtiyacımız olduğunda bize tekrarlayandır...Hep şarkınızı hatırlayacak biri olması dileğimle…

16 Şubat 2010 Salı

Bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış."


Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli her seyden

şikayet etmesinden bıkmıştı. Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi.

Yaşamındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyledi. Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye basladı.
- "Tadı nasıl?" diye soran yaşlı adama öfkeyle:
- "Acı" diye cevap verdi.
Usta kıkırdayarak çırağını kolundan tuttu ve dişarı çıkardı. Sessizce az ilerdeki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyledi.
Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu:

- "Tadı nasıl?"
- "Ferahlatici" diye cevap verdi genç çırak.

- "Tuzun tadını aldın mı?" diye sordu yaşlı adam,

-"Hayır" diye cevapladı çırağı.

Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturdu ve söyle dedi:

- "Yaşamdaki ızdıraplar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Izdırabın miktarı hep aynıdır. Ancak bu ızdırabın acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Izdırabın olduğunda yapman gereken tek sey ızdırab veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış."

12 Şubat 2010 Cuma

SEBZELİ HAMSİ PİLAVI


Nefis kızarmış sebzeli hamsi pilavım.İZMİR'DE YAŞIYORUM AYDINLI'YIM KARADENİZ yemeklerine el attım ama karadenizli arkadaşlarımın affına sıgınırım kusurum varsa affola
Canlarım gectiğimiz günlerde baya yoğun günler gecirdik artık normale döndük bu gün iş yerinde hocalarımıza süpriz bir yemek vermek istedik düşündük ne olsun maklube olmaz bir hayli yaptık zaten hadi değişiklik olsun RİZE'li bir arkadaşımdan öğrendiğim hamsili sebzeli pilav yapayım ortaya böyle bir manzara cıktı herkesin memnun olması mutluluk verici birşey bu güzelliği sizlerlede paylaşmasam olmaz ama değilmi şimdi bakalımmı neler yapmışız ölçü vermiyorum çünki benin yaptıgım kalabalık bir guruba olunca ölçüde baya kabarık oluyo

Balıklarımız ayılanıp kılcıkları çıkartıldı

Patetes,soğan,sarmısak,domates,maydonoz doğrandı hazırlandı.

Hazırlanmış sebzelerin üzerine pirinç ,karabiber, tuz ,sıvı yağ ve ayıklanıp yıkamış suyu süzülmüş balıklar ilave edilir..

Üzerine sulandırılmış salçamızı döküyoruz

Elimin lezeti karışsın demi ama şimdi kaşık kepçeyle ugraşacak zamanım yok iyice Bütün malzemeyi karıştırıyoruz seri olmam lazım daha çokkkkk İŞ VAR

İş yeri ortamında eski bir davul fırınla işimizi görmeye çalışacaz tepsi 45 dk lık yolculuğuna cıkıyor..

Yemeğimiz 45 dk da nar gibi kızardı pateteslerin ufalanır gibi olmasından piştiğini anlıyoruz suyunuda çekti iyice..

İçine doğradığım domateslerin kabukları boşa gitmedi süslemek için güller yapıldı ne kadar lezetli olsada ilk görüntü mest ediyo süslemeden olmaz değilmi?

Tepsimiz yer sofrasına alındı herkes sabırsızlanmaya başladı...

Etrafa mis gibi kokular sardı sebzeli hamsi pilavımız servise hazır afiyet olsun canlarım...

KUMRU


HAYIRLI CUMALAR DEĞERLİ GÖNÜL DOSTLARI ... GÖNÜLLER DUÂDA BİRLEŞİNCE CUMALAR GÜZELLEŞİR DUÂLARDA BULUŞMAK ÜMİDİYLE..

Canlarım daha önce izmirin boyozuyla tanıştımıştım sizi gelin bu günde kumruyla tanıştırayım olmazmı.




İzmir'i İzmir yapan farklılıkları sayılsa akla gelen ilk 10 isim içerisinde kumru ve yengen de yer alır. Kumru bildiğimiz kuş, yengende amca veya dayımızın eşi değildir. Karışıktır biraz, imbat kokar, gavurdur, bazen canın çekerde yiyemezsen asfalyaların atar, boyoz kadar yağlı değildir, sayas peynirlidir, yengen olursa pek bi makbul olur, deniz kenarında yenir, yemek için saate bakmanıza gerek yok günün her saati yenir.

Kumruyu diğerlerinden farklı kılan nohut mayasından yapılmış susamlı bir sandviç ekmeği olmasıdır. Makedonya tarafından göç edenler tarafından getirildiği sanılıyor. İzmir'in kumruyla tanışmasının 100 yıldan fazla bir geçmişi olduğu tahmin edilse de meşhur olması 50 yıllık bir geçmişe sahip.

Doğal maya ile yapılıp bekletilen hamurun, pekmez kazanına atılıp çıkartılması ve daha sonra tavalara dizilerek ikinci kez mayalanmaya bırakılması usulü ile kumru ekmeği yapılır. Şekil verilip, kara fırında pişirildikten sonra bayatlaması beklenir ve servise böylelikle konulur.

İzmir'de iki tipte kumru bulabilirsiniz; kömür ateşinde pişirilen ve sosis, salam, sucuk, sayas seçeneklerini barındıran sıcak kumru ve sadece İzmir tulumu ve domatesle sunulan soğuk kumru. Sıcak kumruyu kumru yapan tadların biriside kömürde pişirilmesinden kaynaklanan o isli tattır.

Antalya'da da kumru geleneği gelişmekle birlikte İzmir'de yapılan kumrulardan farklılıklar arz eder. Antalyalılar kumru ekmeği olarak yukarıda tarifini yaptığımız ekmek yerine farklı bir ekmek kullanırlar ve içinde sucuk ve sayas olmaz.

Kumrucuya gittiğinizde kumrucunun işini bilip bilmediğini şöyle anlayabilirsiniz.

* Menülerinde karışık kumru diye bir terim olmaz bu seçenek yengen olarak yer alır.
* Yengen siparişlerinin içerisinde yer alan peynir sadece sayastır. Diğer peynirler alternatif değildir.
* Kumruya ketçap, mayonez ve diğer soslar kesinlikle kullanılmaz.
* Kumru ekmeği sert ve bayatımsı olur.
* Kumru is kokar
* Kumru hazırlandığında neresinden ısıracağınızı düşünmeniz gerekir. Çünkü bildiğiniz sandviçler kadar ince değildir.

Netice olarak kumrunun çıkış noktası olarak Çeşme'yi göstermek çokta yanlış olmaz. Çeşme'nin sembollerinden birisi olmuştur kumru. Günlük yaşantının içerisinde yerini almıştır. Sıcak yaz gecelerinde diskodan, bardan çıkanlar, saat kaç olursa olsun kumrucuya gitmeden yatmaz. Çeşme sahillerindeki kumrucular sabahın ilk ışıklarına kadar izdiham yaşarlar.

Meşhur Kumrucular Çeşme merkez, Çeşme Ilıca, Karşıyaka, Bostanlı ve İnciraltı'nda yoğunlaşmışlardır. Ancak İzmir'in diğer semtlerinde de kumrucuya sıklıkla rastlamak mümkündür.

Siz siz olun, İzmir'e yolunuz düşerse mutlaka bir kumrucuya uğrayın ve sayas peynirli kumrularda mutlaka yiyin.

8 Şubat 2010 Pazartesi

"Her şey, her zaman, göründüğü gibi değildir."


"İki Gezgin Melek, geceyi geçirmek için oldukça varlıklı bir ailenin evinin kapısını çalmışlar. Aile, pek kaba bir üslupla, meleklere yatacak yer olarak koca malikanenin konuk odalarından birini vermek yerine, soğuk bodrumundaki küçük bir köşeyi göstermiş.
Melekler buz gibi odanın soğuk ve sert zemininde kendilerine yatacak bir yer hazırlamaya çalışırken, Yaşlı Melek duvarda bir delik görmüş ve kalkıp deliği onarmaya girişmiş. Genç Melek, Yaşlı Meleğe bu hareketinin nedenini sorunca, Yaşlı Melek hafifçe gülümsemiş:
"Her şey, her zaman, göründüğü gibi değildir..."
Sabah malikaneden ayrılan melekler, gece bastırınca bir kez daha kalacak yer bulmak umuduyla, bu defa çok fakir bir çiftçi ailesinin kapısını çalmışlar.
Son derece misafirperver olan fakir karı koca, sofralarında ne var ne yoksa meleklerle paylaştıktan sonra, onlara rahatça uyumaları için kendi yataklarını vererek yanlarından ayrılmışlar.
Sabah güneş doğduğunda,melekler zavallı karı kocayı gözyaşları içinde bulmuşlar: Yegane geçim kaynakları olan tek inek de tarlalarının ortasında cansız yatmaktaymış.
Genç Melek bu sefer iyice öfkelenerek Yaşlı Meleğe isyan etmiş:
"Bunun olmasına nasıl izin verebildin? O varlıklı kaba adamın her şeyi vardı ama sen kalktın ona yine de yardım ettin. Bu iyi yürekli fakir ailenin ise o tek inekten başka hiçbir şeyleri yoktu; buna rağmen onu bile paylaşmaya gönüllü oldular. Sen o ineği de yitirmelerine izin verdin!"
Bunun üzerine Yaşlı Melek, Genç Meleğe dönerek şu cevabı vermiş:
"Her şey, her zaman, göründüğü gibi değildir.
O zengin malikanenin bodrumunda kaldıgımız gece, duvardaki deliğin dibinde külçe külçe altın saklı olduğunu farkettim. Malikanenin sahibi bu
kadar açgözlü olduğu için ve kendisine verilmiş şans sayesinde edindiği zenginliğin bir parçasını bile paylaşmaya yanaşmadığı için, ben de o deliği öyle bir kapatıp mühürledim ki artık arayıp bulsa da açamaz." Devam etmiş:
"Sonra, dün gece biz çiftçi ailesinin yatağında uyurken, Ölüm Meleğinin o çiftçinin karısını almaya geldiğini gördüm. Ben de onun yerine Ölüm Meleğine ineği verdim."
Yaşlı Melek, gülümseyerek bir kez daha eklemiş:
"Her şey, her zaman, göründüğü gibi değildir."

Bu kıssadan hissemize düşen bana göre
Bazen, işler istediğimiz gibi sonuçlanmadığında, aslında bizim de başımıza gelen tam da budur işte. Eğer inanıyorsanız, yapmanız gereken şey sadece, her sonucun her zaman sizin lehinize olduğuna güvenmektir.
Bunun böyle olduğunu, ancak belirli bir zaman sonra öğrenebilecek olsanız bile Bazı insanlar, Hayatımıza girerler Ve çabucak çıkarlar..
Bazıları ise, dostumuz olur ve bir süre orada kalırlar...
Yüreklerimizde o güzel ayak izlerini bırakarak ve bu, İyi bir dost kazandığımız için, bir daha asla eskisi gibi olmayacağız demektir!

Sizin kahveniz nasıl olsun ?


Her kahve aynı tadı taşımaz... Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona göre degişir


Sahilde oturduğun rüzgarlı bir sonbahar günü, en sevdiğin dostun ağlarken kahvenin tadı kederlidir... Kahve telvesine yüreginin acısı karışır.


Bir pazar öğle sonrası annenin "hadi bir kahve yap da içelim" dediği kahve huzurludur... Köpükler annenin göz bebeklerine yansır... Dudağının kıyısında kalan küçük bir gülümsemedir...


Bir gece vakti zil zurna sarhoş birinin içtiği kahve düşülen kuyudan çıkma cabasıdır... Koyu kıvamlı kahverengi bir ipe tutunur çıkarsın ... çıktığın an uyuyakalırsın... ferahlıktır!!!


Dostlarla içilen kahve neşedir... Kahkahalar köpüklerin üzerinde yüzer...


Tek başına gece vakti balkonda içtiğin kahve yalnızlıktır...Acıdır tadı... Ama garip de bir keyfi, lezzeti vardır...


Baban için yaptığın kahve sevgi doludur... çay bardağında, az şekerli...Kahve gibi görünmez sana... Ama sıcaktır dumanı tüter ve kokusu büyülüdür...


Beklemediğin bir anda sana uzatılan kahve baskadır... Isıtır insanın...içini...


Yorgun olduğunda içtigin kahve hafifletir seni... Kendine getirir, unutturur günün ağırlığını...


Kahve aynı kahvedir belki... köpüğüyle, rengiyle, dumanıyla aynı kahvedir ama icilen kahveler ruhunun süzgecinden geçer ve tadlari degişir...Her kahve aynı değildir bu yüzden...

Ben de sizleri sevgiyle pişirilen bir kahve içmeye davet ediyorum. Akşam, öğle öncesi, sonrası ya da gece kahvesi. ne zaman isterseniz.

Dostlukla yudumlayacağımız bir kahve molası vermeye ne dersiniz ?

Sizin kahveniz nasıl olsun ?

6 Şubat 2010 Cumartesi

YOĞUNLUK BİTTİ DÖNDÜM SONUNDA...

Sonunda bitti yoğun gecen bir hızlandırma dönemi geride kaldı yorgunluk olsada mutlu geçti ALLAH öğrencilerin emeklerini boşa çıkarmasın. Onlar çalıştı tatilden vazgecti biz izin günlerimizden veeee bu gün özel bir kahvaltı hazırlayıp proğramı sonlandırdık. Artık normale döndük bende ara ara bakınsamda yorgunluktan sayfaları gezecek yorum yazacak güç takat bulamadım şimdi iki gün izin kulanmanın tadına varıp tekrarrr kaldığımız yerden ziyaretlere tek tek başlıyorum ben sizi hiççç unuturmuyum canlarımsınız.
kahvaltı verince işler bitmiyo birde ögle yemeği var sırada neyseki benim stres topum zeynemim yetişti güç veriyor bana

Benim çam kenarında beslediğim yabani güvercinler martılar her gün sabah beni beklerler onlara kalan yemekleri ekmekleri veririm Yabani olsalarda ekmek yediği yeri unutmuyor her gün gelirler
video

5 Şubat 2010 Cuma

TUZLU KAHVE ( Ağlamayacaksan oku!!!)



Kiza bir partide rastlamisti.. Harika birseydi. O gün pesinde o kadar delikanli vardi ki.. Partinin ...sonunda kizi kahve içmeye davet etti.
Kiz parti boyu dikkatini çekmeyen oglanin davetine sasirdi, ama tam bir kibarlik gösterisi yaparak kabul etti. Hemen kösedeki sirin kafeye oturdular. Delikanli öyle heyecanliydi ki, kalbinin çarpmasindan konusamiyordu. Onun bu hali kizin da huzurunu kaçirdi.. "Ben artik gideyim" demeye hazirlanirken, delikanli birden garsonu çagirdi..
"Bana biraz tuz getirir misiniz" dedi.. "Kahveme koymak için.."
Yan masalardan bile saskin yüzler delikanliya bakti..
Kahveye tuz!..

Delikanli kipkirmizi oldu utançtan, ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye basladi. Kiz, merakla "Garip bir agiz tadiniz var" dedi..
Delikanli anlatti:
"Çocukken deniz kenarinda yasardik. Hep deniz kenarinda ve denizde oynardim. Denizin tuzlu suyunun tadi agzimdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.. Bu tadi çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadi dilimde hissetsem, çocuklugumu, deniz kenarindaki evimizi ve mutlu ailemi hatirliyorum. . Annemle babam hala o deniz kenarinda oturuyorlar.. Onlari ve evimi öyle özlüyorum ki.."
Bunlari söylerken gözleri nemlenmisti delikanlinin.. Kiz dinlediklerinden çok duygulanmisti.
Içini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmaliydi. Evini düsünen, evini arayan, evini sakinan biri.. Ev duyusu olan biri..
Kiz da konusmaya basladi.. Onun da evi uzaklardaydi.. Çocuklugu gibi.. O da ailesini anlatti. Çok sirin bir sohbet olmustu.. Tatli ve sicak.. Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel baslangici olmustu tabii.. Bulusmaya devam ettiler ve her güzel öyküde oldugu gibi, prenses, prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yasadilar. Prenses ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kasik tuz koydu, hayat boyu.. Onun böyle sevdigini biliyordu çünkü.. 40 yil sonra, adam dünyaya veda etti.
"Ölümümden sonra aç" diye bir mektup birakmisti sevgili karisina.. Söyle diyordu, satirlarinda..
"Sevgilim, bir tanem..
Lütfen beni affet. Bütün hayatimizi bir yalan üzerine kurdugum için beni affet. Sana hayatimda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.. Ilk bulustugumuz günü hatirliyor musun?.Öyle heyecanli ve gergindim ki, seker diyecekken 'Tuz' çikti agzimdan.. Sen ve herkes bana bakarken, degistirmeye o kadar utandim ki, yalanla devam ettim. Bu yalanin bizim iliskimizin temeli olacagi hiç aklima gelmemisti. Sana gerçegi anlatmayi defalarca düsündüm. Ama her defasinda korkudan vazgeçtim.
Simdi ölüyorum ve artik korkmam için hiçbir sebep yok.. Iste gerçek.. Ben tuzlu kahve sevmem. O garip ve rezil bir tat.. Ama seni tanidigim andan itibaren bu rezil kahveyi içtim. Hem de zerre pismanlik duymadan. Seninle olmak hayatimin en büyük mutlulugu idi ve ben bu mutlulugu tuzlu kahveye borçluydum. Dünyaya bir daha gelsem, herseyi yeniden yasamak, seni yeniden tanimak ve bütün hayatimi yeniden seninle geçirmek isterim, ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da.."
Yasli kadinin gözyaslari mektubu sirilsiklam islatti.
Lafi açildiginda birgün biri, kadina "Tuzlu kahve nasil bir sey" diye soracak oldu..
Gözleri nemlendi kadinin..
"Çok tatli!.." dedi..

1 Şubat 2010 Pazartesi

Bildiğin gibi d...eğil...



Eskiden mevsim seçerdim,
Solardım; çiçek açardım,
Şimdi ben, o ben değilim,
Bir nefes, bir ahım var,
Bilmem ne günahım var,
Vedalar sardı beni,
Bildiğin gibi değil...
Dağlarım devriliyor,
Gençliğim savruluyor,
Bir ayaz vurdu beni
Bildiğin gibi değil...
Güllerim devriliyor,
Gençliğim savruluyor,
Vedalar yordu beni,
Bildiğin gibi değil...

Şehrin en karanlık yerinde duruyorum; haydi, vur beni!..
Hiç ümidim kalmadı; tutunacak bir dalım.
Başım yere eğme benim; mazlum yerine koyma.
Allı-pullu düşlerim vardı oysa.
Bir hayat böyle tersine dönmez; bir yiğit böyle harcanmaz.
Dağlara-taşlara bağırasım geliyor.
İçim yanıyor içim! Bildiğin gibi değilll...

dilime bu şarkı dolandı nedense sanki içimden gecenlere tecrüman oluyor bildiğiniz gibi değilimmmmmmm bu aralarrrr